17 Eylül 2017 Pazar

Kurşun kaleme tükenmez kalem kapağı takma nostaljisi

3 sene önce bugün sıcacık bir yazı yazmışım. Facebook hatırlattı, ben de yeniden paylaşayım dedim. Hazır okullar da açılıyorken nostalji olsun ...

Haydi bugün ilkokul nostaljisi yapalım. Herkes aklına gelen anıları anlatsın, biraz kafa dağıtalım, eğlenelim azıcık, ben başlıyorum önce.

Biz siyah önlük giyerdik, beyaz ve sert diye hatırladığım yakalarımız vardı. O yaka boynumu ne acıtırdı ne acıtırdı hatırlıyorum. Sanırım kola ile sertleştiriyordu annelerimiz, iyi ama neden öyle yaparlardı ki? Yani o yaka azıcık yumuşak olsaydı da rahat etseydik olmuyor muydu, yok demek olmuyordu. İp gibi düzgün ve bembeyaz olmalıydı yakalar, “yakası buruşuk ve kirli çocuğun annesi!” ezikliğini yaşamak istemiyordu anlaşılan o dönemin kadınları. İyi de ben sınıftaki bazı kızların dantelden yakalarına hayran hayran baktığımı da çok net hatırlıyorum. Onların annesi ne güzel örme yakalar yapıyordu yumuşak yumuşak, bizim annelerimiz, yani çoğunluğun anneleri niye yapmazdı ki? O dönem bu sorunun yanıtını bilmiyordum, ama şu an bu konuyla ilgili sayfalarca yazı yazabilirim...

Sınıflar arası yaka sorunsalı

Toplumsal sınıfların ayrışmasının  küçük belirtilerinden biriymiş bu yaka meselesi, ve nasıl da kazınmış belleğime. Sınıflar arası fark ne acı bir şeyse artık, küçücük çocukken gördüklerini yıllarca unutamıyorsun, ne büyük travma!

Aslında şimdinin gözlüğünden bakıldığında ne kadar masum görünüyor değil mi, alt tarafı örme yaka, pahalı bir şey değil, sadece el emeği. Ama o gün için öyle değildi işte, okulda herşeyin tek tip olduğu dönemde o dantel yakalı kızlar, diğerlerinden ayrıcalıklı olduğunu gösterirlerdi sanki, bildiğin “biz üst sınıfız, daha zenginiz, daha aristokratız” tavrının küçük bir emaresiydi bu yaka mevzuu. 

Sadece yaka mı, kokulu silgiler, değişik kurşun kalemler ve ille de keçeli kalemler! 
Bazı çocukların çantalarında 12'li, hatta 24'lü keçeli kalemler olurdu, ben ne kadar da özenirdim! Oysa ki keçeli kalem dediğin şey saçmadır, deftere yazarsın, sayfanın arkasına geçer, resim boyamaya kalksan boyayamazsın kalem biter hemen, ama işte her çocukta yoktu ya, gözümüzde büyüyordu o rengarenk keçeli kalemler. 

Belki de bu yaşımda hâlâ kırtasiye dükkanlarını gezmeyi sevmem, evde çeşit çeşit, renk renk kalem bulundurmam, güzel kırtasiye malzemesi görünce işime yaramasa da dayanamayıp almam o günlerin etkisidir, kimbilir!

Evdeki kalemlerim


Benim öyle renkli kalemlerim hiç olmadı çocukken, bir tane kurşun bir tane de kırmızı kalemim vardı o kadar. O kalemleri kaybetmek söz konusu bile olamazdı, yedekleri zaten yoktu, bittikçe alınırlardı, kalemlere özenle bakılır, küçülüp ele sığmazlarsa eğer, uçlarına tükenmez kalem kapağı geçirilip kullanılırdı, hatta bazı çocukların küçülen kalemlerin arkasına permatik sapı takıp uzattıklarını da hatırlıyorum, kimse de ayıplamazdı. Tutumlu olmak kabul gören bir değerdi çünkü, varlıkla hava atmak ayıptı, ne güzel insani değerlerdi bunlar.

Kurşun kaleme tükenmez kalem kapağı takmak


Bir de çanta konusu vardı, öyle yok barbili çanta, yok süpermen çantası, yok çekçekli çanta, yok sırt çantası.. Bizde çanta denilen şey abladan kardeşe geçen siyah kilitli, bildiğiniz evrak çantası gibi bir şeydi, ben lisedeyken  ancak omza takılan çantam olmuştu. Senelerce kullanılır, yırtılmadan da atılmazlardı, zaten sağlam çantalardı, yırtılmazlardı ki, özenle kullanmamız da cabası!
 Dedim ya abladan kardeşe geçerdi önlükler de çantalar da! O zamanlar Türkiye tarımda ve hayvancılıkta kendi kendine yeten bir ülkeydi, bununla gurur duyulurdu, şimdiki gibi ineklerin yiyeceği samanın ithal edilebilme ihtimali hayal bile edilmezdi, iyi ki de öyleydi!

Günler bir "sarmal yay" gibi geçti gitti...
Biz büyüdük ve globalleşti dünya!

Bana sorarsanız, doğanın hunharca katledildiği, her yere betondan leş gibi iğrenç binaların yapıldığı, her şeyin ama  her şeyin iki dakikada tüketildiği şu modern(!) zamanlarda yaşamaktansa, keçeli kalemin olmayıverdiği, sert kolalı yakalarla dolaşılan o günleri elbette tercih ederim. 

Söyleyecek laf bitmez, artık susma vaktidir!

Benden bu günlük bu kadar, anlatın bakalım sizin çocukluğunuzdan neler kalmış geriye, merakla bekliyorum.

Sevgiyle kalın efendim, insanlıkla kalın, özünüzle kalın...



49 yorum :

  1. Söyledikelerin o kadar hoş ki yüzümdeki hafif tebessümle okudum yazını, birazcıkta üzüldüm kıskandım doğrusu çünkü ben o barbie'li çantaların döneminin çocuğuydum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önemli olan yürek.. Hissetmişsiniz ya, yaşamış kadar oldunuz merak etmeyin, sevgiler :)

      Sil
  2. işte ben :) okul yıllarımda da yapardım,şimdi iş hayatımda da yapıyorum :)
    biraz nostalji iyidir... yazı çok hoş,gülümseyerek ve eski günlere giderek okudum
    sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama olmadı ki, bir kuple çocukluk anısı anlatsaydınız keşke :)
      Sevgiler benden :)

      Sil
  3. Annem okula veli toplantısından veli topantısına gelirdi. Benim ve şimdiki annelerin yaptığı gibi okulun bahçesine çadır kurmazlardı o zamanki veliler. İlk günden bırakırlardı okula sonrası kendin git gel olurdu. Büyüklerin yanına katıverirlerdi küçükleri. 1,5 km yol yürürdük tren yolunun kenarına paralel yoldan. Hiç bir çocuk tren yoluna raylara inmezdi. Öğretmenlerin de aynı yolu kullandığı bir gidiş gelişti. Araba yolu değil ancak at arabası geçerdi. Neresi mi? İst. K.çekmece İÖO. tam istasyonun karşısındaydı. 70 li yıllar. Kafamda annemin yaptığı kocaman gül beyaz kurdele. Ne nefret ederdim ondan. Her sabah özenle tarar takardı annem. Çıkışa kadar tüm tel tokalar saçlardan düşmüş, kocaman gül kurdele yana kaykılmış olurdu. Yakam dantelliydi ama hiç hava atmak aklımıza gelmezdi. Çünkü çoğunluk kızların dantelliydi. Anneler ev hanımı olunca bol dantelli günler geçirirlerdi evlerde. Ancak çalışan annelerin kızlarının yakaları kolalı düz yaka olurdu. Kolalı olması öğretmenin ilk günden talimatı. Çünkü benim kafamdaki koca kurdele de onun sonucu özenle takılırdı. Aynen kalemler, silgiler son anına kadar kullanılırdı. Asla muz sınıfa gelmezdi. Heheheee güzel günlerdi be ya :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel anlatmışsınız, kaleminize sağlık :) Evet "yerli malı" günlerinde muz getirmek yasaktı, ne büyük incelikmiş! Şimdi herkes sosyal medyada yediğini içtiğini teşhir etme derdinde!
      Sizin yaka mevzusu enteresanmış, bizim sınıfta da çoğu anne ev hanımıydı ama dediğim gibi "dantel yaka takanlar daha zengindir" imajı kalmış benim aklımda, hatta kıskanmışım :)

      Sil
  4. Selamlar, hepimizde aşağı yukarı aynı hikayeler..
    80 sonu 90 başı ilkokul zamanımdı benimde. Bizde mavi önlük vardı. Danteldi yakam, ama biz normalin altındaydı bizde ekonomik durum..
    Sınıf karışıktı bir kere, Kadıköy Moda'nın en zengin çocukları da vardı, apartman görevlisi çocukları da.. Açıkçası, pek güzeldi benim açımdan. Herkes karışık.
    Muz ahh o muz... Muz pahalıydı ya, gerçekten çoğu zaman alınamazdı! Nasıl kokardı o muz, Allahım hele benim gibi iştahlıysan :))
    Kırtasiye hala hala halaaaa en büyük tutkum! O pastel boyalar, keçeli kalemler, kırmızısı moru kurşunlar, hatta son dönemde yarısı lacivert yarısı kırmızı kurşun kalemler çıkmıştı, hatırlayan var mı?
    İlkokul tak diye yapışıktır beynime..
    Defter kaplamalar, ödev yapmalar, ben çok zevk alırdım okuldan..
    Yani..
    Ne güzeldi, çok güzeldi!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle kaleminize yüreğinize sağlık diyeyim. Belki Moda'da herkes dantel yaka takıyordu, benim anılarımda ise cidden kasabanın en ünlü ve de zengin kızı Sibel'in, mahallede kimselere pas vermeyen, annesi İstanbullu Gamze'nin filan dantel yakaları vardı, belki de o yakaların sahiplerini o dönem sevmediğim için "dantel yaka" imajı kötü kalmış benim hafızamda.
      Kırtasiye tutkumuz sayesinde belki de bugün blog okur yazarı olmuşuzdur kimbilir :)
      Sevgiler :)

      Sil
  5. Ahh duygulandim yakami evde unuttugum gunler ari mayali silgiler. Tahta tahta tebesir tozu ahh

    YanıtlaSil
  6. Buna benzer ekşisözlük ve itüsözlük'te çok güzel bir konu başlığı vardı "ilkokulda statü farkı yaratan nesneler" benzeri bir başlığı vardı hatta, onu anımsadım:) 90'lı yıllara dair benim de söyleyeceklerim var;) Basınca renkli ışıklar yanan spor ayakkabılar mesela. Sonra, yurtdışından gelen kalem kutular (içinde kalem setleri olurdu) Dediğiniz örgü yakalar, daha çok annesi çalışmayan çocuklarda oluyordu benim dönemimde. Anneleri el emeği göz nuru örebiliyordu. Çalışan annelerin çocukları hazır yakaları takarlardı. Beslenme saatinde yada tenefüste muzu ulu orta yemek ayıptı. Yerli malı haftasında dut pestili yenirdi. Kitaplar bir üst sınıftan alınırdı yahut yaşları yakınsa kardeşler birbirlerinin kitabını kullanırdı. Kırtasiyelerde okulun açıldığı ilk gün izdiham olur, herkes eksik/gedik tamamlamakla meşgul olurdu. El ayak biraz çekilip sokaklar boşalmaya başlayınca kırtasiyeye gitmek akıl göstergesiydi, o izdihamda ezilmeye gerek yoktu. Defterler, kitaplar güzelce kaplanır, iletgi ve göye her sene alınır ama her sene illa ki kaybolurlardı. Kokulu silgi, kalem derken kokulu not defterleri de çıktı sonra. Kızlar ip atlar, erkeler oyunu bozardı. Kızlı erkekli taştan taşa oynanır, zil çalınca herkes sınıfa koşardı. Öğretmenin sözü dinlenir, müdürden çekinilirdi. Dönem ödevleri elle yazılır, yazısı güzel bir arkadaşa itina ile kapak sayfası yaptırılırdı. Yazsam çok şey çıkar daha. Bunlar bir çırpıda aklıma gelenler. Güzel günlerdi vesselam. Anıyoruz ve arıyoruz o günleri (şahsım adına öyle en azından).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doksanlardan bahsediyorsunuz, bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar değişti her şey, düşününce hayret ediyor insan.
      *Önlük yaka olayı bitti, serbest kıyafet denilen kötü uygulama başladı.
      *Muz ucuzladı belki ama herkes artık görgüsüz, parasıyla, varlığıyla hava atar hale geldi insanlar!
      *İthalat teşvik edildiği için yerli malı kalmadı pek, haftasının bir anlamı da kalmadı dolayısıyla!
      * Kitapları devlet veriyor artık, belki de tek olumlu değişiklik bu diyeceğim ama kitap içerikleri maalesef tırpanlandı!
      *Kırtasiye mi kalmadı, sağımız solumuz AVM!
      *Kızlar artık ip atlıyor mu bilmiyorum, bidiğim tek şey bahçeli okulların yerine apartmandan bozma ucubik okulların yaygınlaştığı, zaten kız erkek karışık eğitim yakında tarihe karışacak!
      *Öğretmenin sözü dinlenmiyor artık, çünkü o meslek ayaklar altında!
      *Dönem ödevi yok, proje var, internetten çıktı alıyor öğrenci, hiç okumadan öğretmene veriyor, dostlar alışverişte görsün hesabı!
      Uf ya, keşke karşılaştırmasaydım, ne kötü şeyler olmuş, daha yarısını bile yazmadım oysa :(

      Sil
  7. Yazılardan etkilenmemek için yorumları kendi yorumumu yazdıktan sonra okudum ve anladım ki o muzmuş her şeyin turnusolü!
    :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkesin de (muz ortalıkta yenmez!) anısı var :)

      Sil
  8. Üzüldüm böylesi bir nostajiye dahil olmadığım için. Aslında seksenlerin ortasında doğmuş doksanların çocuğuydum. Lakin ne önlüğüm oldu ne de yakam, armalı gömlekli üniformayı daha ilkokulda giymeye başladım. Beslenme saatimiz yerine yemekhanede topluca yemek yiyorduk. Plaza hayatına daha o günlerden hazırlamışlar bizi. İlk okula dair tek hatırladığım mandalina kokulu sınıflardır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar farklı değil mi, sanki başka iki ülkeden bahsediyoruz ...

      Sil
  9. Benim yazacaklarım daha farklı olacak.Ben Almanya'dan Türkiye'ye göç eden bir ailenin çocuğuyum.1984 yılında dönüş yaptık.İlkokulu orada okudum.İlkokul 4 yıl .Ortaokul 5.sınfı bitirdiğim yıl döndük.Hala dönmez olaydık diyorum ve hala alışamadım diyorum ve hala Almanya'yı özlüyorum.Ben tamamen travma yaşadım diyebilirim.Çünkü Modern Çağdan Eski Çağa düştüm.Siyah önlüklerin içine sokulduk ince çorapla tanıştım ki külotlu çorap Türkiye'de yoktu.Jartiyer gibi iki siyah ince çorap tutturdular elime ve sürekli yuvarlanıp dizden aşağı düşerdi. Yukarı çeksen olmaz tutsan olmaz.Ayakkabıların su çekebileceğini açılabileceğini topuklarının çıkabileceğini öğrendim mesela.Sınıfta sana Türkçe doğru konuşamıyorsun diye gülebileceklerini öğrendim mesela.El yazısı yazarken öğretmenininin bile okuyamadığını ve mecburen düz yazıya dönmek zorunda olup kolunun ilkokul çocukları gibi ağrıyabileceğini öğrendim.Dolmakalemle hatasız yazarken kurşun kaleme geçmek zorunda kaldım.Modern matematikten klasik matematiğe dönmek zorunda kaldım.Klarnet ve piyanodan flüte geçtim mesela.Yaşım 41 ve malesef hala Eğitim Öğretim sistemimiz bir FİYASKO ha azıcık kafası çalışan kendini bir şekilde kurtarıyor veya ailesi zengin olan Özel Okullarda iyi eğitim alıyor.Ben Almanın memleketin yabancı olduğum halde çok iyi bir eğitim aldığıma inanıyorum.Ne öğrendiysem orada öğrendim .Türkiye'ye geldikten sonra sadece merakım ve ilgi alanlarım beni daha ileriye götürdü.Çocuklarım bile bu sistemden okuma ve yazma dışında bir şey öğrendiklerini söyliyemiyeceğim.Çünkü sistem tamamen ezberci tamamen yoyo.Sevgili Evde Yazar kusura bakma baya bir doldurdum burayı ve yazacak daha çok şey var.Onu da bloguma yazayım olur mu? Fikir sizden çıktı kabul azıcık çalacağım.Sizden de söz edeceğim tabii :)) Ben Okul yıllarımı böyle hatırlıyorum.Almanya kısmı da var Anasınıfı (Kindergarten) nı bile hatırlıyorum.Benim ki oldukça farklı.Neyse eskiye döndürdüğünüz için ayrıca teşekkür ederim ve fikir içinde.Sevgiler :))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir solukta okudum yazdıklarınızı, teşekkür ederim paylaşımınız için, devamını da sizde okuruz artık, ben de uzun uzun yorum yaparım belki belli mi olur:)))
      Sevgiler benden :)

      Sil
  10. Okurken abim vardı yanımda, o sırıttı benden çok. Ama bahsettiğin o modern (!) zamanın, barbie li çantalı kızıyız. Ama yazılarınızı hep takip ediyorum. Mükemmeller.:)) ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abinize selamlar, size de çok sevgiler diyeyim öncelikle :)

      Suçlu sadece modern zamanlar, barbi çantanız oldu diye size kim ne diyebilir ki :)

      Sil
  11. İlkokul yıllarına nasıl da bir gittim geldim anlatamam.
    Hemen söze başlayayım. Bizde dantel yakalıklar (biz onlara yakalık derdik) alım gücü daha düşük ailelerin kızlarında olurdu. Biraz daha rahat olanların "yakalıkları" hazır dikim olurdu. Önlükler... Ah o siyah önlükler onlar da mutlaka diktirilirdi. Terlen siyah kumaş alınır, içine kalın kalın kazaklar ve içlikler giyileceği için neredeyse iki beden büyük diktirilirdi. Hazır önlükler naylon kumaştan olur, bir de parlardı ne yazık ki.
    Çantam dediğiniz gibi evrak çantasına benzerdi. Biz sıralarda üç kişi oturduğumuz için üçümüzün de çantası sığmazdı sıranın çanta gözüne benim çantam ayakta duruyor diye hep benim çantam yana konurdu. Ve ben o çantanın üzerinde yapardım ödevlerimi dizime koyup. :)
    Okul açıldığında kitapçılardan hemen kitaplarımızı almak isterdik çünkü ya çok az sayıda basılırdı, ya da yılın ortası olmasına rağmen ‘daha gelmedi ’ sözüyle çok karşılaşırdık.
    Benim ablamla 4, abimle 13 yaş fark olduğu için birbirimizin kitapları pek o kadar işimize yaramadı. Ama abimden kalan kalın kapaklı dünya atlası sayesinde sınıfta baya sükse yapardım. O sadece atlas değil dünya ülkeleri hakkında kısa kısa; bayrakları, para birimi, kullanılan dil gibi bilgiler veren küçük çaplı bir ansiklopediydi de ayrıca.
    Kitaplarımız ve defterlerimiz özenle kaplanır, etiketlenir, defterlerin kenarlarına düzgün düzgün kenar süsleri yapılırdı.
    Birinci sınıfta fasulyelerim gerçekten fasulyeydi. 
    Ay ay ay ay… Daha neler neler geldi aklıma da şimdilik burada kesmeliyim zira bölümüne hevesle başlayan kuzucuum aç bi-ilaç eve geliyor. :) Hem devamını bloguma yazayım. Burayı çok fazla işgal ettim. :))
    O günlere döndürdüğünüz için teşekkürler. Sevgilerimle…

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keyifle okudum teşekkür ederim, devamını merakla bekliyorum, sevgilerimle :)

      Sil
  12. Eski günler güzel günlerdi diye düşünüyorum. O hep kıskandığın :) dantel yakalardan benimde vardı. Hemde 2-3 model :) ama inan zenginlikten değil, evhanımlarının kendi aralarında kapışmalarından kaynaklandığını düşünüyorum. Tükenmez kalem arkası takmadım ama permatiklerin saplarını kesip taktığımızı hatırlıyorum. İyi ki de öyle olmuş, tutumlu olmaya teşvik bu aslında çocukları. Kokulu pembe silgiler hatırlıyorum senden farklı. Rahmetli İngilizce öğretmenimiz Mahmut Gürbüz çok kızardı, görünce camdan fırlatıp atardı. Daha bir çok şey.
    sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahmut Gürbüz hocama saygılarımı sunuyorum ve toprağı bol olsun diyorum. Ne doğru yapıyormuş, hem kanserojenden koruyormuş, hem de hava atanların havasını söndürüyormuş:)
      Permatik hatırlayan biri nihayet çıktı, ne dahiyane buluştu o:)
      Sevgiler benden efenim :)

      Sil
  13. Eğitim sisteminde pek çok şeyin içi boşaltıldı ne yazık ki.
    Şimdiki çocuklar bizim gibi zevk almıyor sanki okula gitmekten, ödev yapmaktan.
    Çünkü biz öğretmenin verdiği soruları elle yazıp, ansiklopediden, diğer kitaplardan arayan öğrencilerdik.
    Bir görselle mi desteklenecek bu ödev, ya kendimiz çizer ya gazetelerden/dergilerden resimler keserdik.
    El emeğiydi, düşünceydi o ödevler.
    İnternete, teknolojiye karşı değilim.
    Ama her şeyin ondan ibaret olmasına, ona endekslenmesine karşıyım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size katılıyorum, teknoloji değişse de ezbercilikten bir türlü kurtulamıyoruz, dünyanın neresinde internet çıktısını ödev diye kabul ederler, biz ediyoruz, ne trajikomik bir durum..

      Sil
  14. Başlığınıza paralel içerikte bir konu başlığı açtım bloğumda ve sizden de bahsettim evdeyazar. Göz atma şansınız olursa sevinirim;)

    YanıtlaSil
  15. Uzun zamandır okuduğum en keyifli yazı olmuş. Ben de 90 lar da ilk okul sıralarındaydım. O dönemin en acımasız sınıf ayrımlarını ve eğitimcilerimizin cahilliklerine bir çok kez şahit oldum. Sizinle ve okuyucularınızla paylaşmak isterim.
    Maddi durumu çok zayıf olan öğrencilere Sümer Bank dan yardım gelirdi. Giyim falan. Kurban Bayramına 3-5 gün kala Öğretmenimiz 3. sınıfa giderken koca sınıf da adımı okuyarak beni çağırmış, 15 dakika sonra da yepyeni kıyafetlerle sınıfa girmiştim. Fakirlik İnsanın içine işlediği zaman yeni bu kadar mı yakışmaz bir insana? İşte böyle... Büyüdük, kendi paramızı kazanır olduk. İşe girdiğim ilk yıllarda bile yeni bir pantolon aldığımda sıkıntıdan patlardım. Hüzünlendim bak şimdi :(
    Bu mükemmel yazı için teşekkür ederim sevgili Evde Yazar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten çok üzücü, çok yaralayıcı bir anı bu.. Benim de vardır okul yıllarından kalan ve yıllarca unutamadığım, derinden etkileyen, bilinçaltımda yer alan kötü hikayeler!
      Öğretmenler keşke yaptıkları işin tam anlamıyla bilincinde olabilseler!
      Paylaşımınız için çok teşekkür ederim..

      Sil
  16. Merhaba. Harika bir yazı olmuş ellerinize sağlık. Beni o yıllara aldı götürdü. Baktım yazacaklarım buraya sığmayacak, ben de blogumda bahsettim ilkokul yıllarımdan. Teşekkür ederim, sevgilerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel olmuş, hemen bakıyorum, sevgiler :)

      Sil
  17. yine gülümsettin. :) çok teşekkürler.. eskilere götürdün...çok benzer şeyler yaşamışız. bu arada yaşını da ele veriyorsun. :)
    kırtasiye gezme kısmında yazdıklarına ayrıca bi güldüm. hiç düşünmemiştim valla. bende de var o. :) demek sebebi o eski mahrumiyetlerden kaynaklı olabilir.. :)
    liseye geçtiğimizde çantayı atmak artık büyüme sembolü idi. kitapları defterleri öylece elimizde taşırdık. şimdi düşünüyorumda nasıl taşıyoduk elimizde onca kitabı defteri. :)
    varlığını zenginliğini insanların gözüne sokma sevdasındaki kültürsüz sonradan görmeler pek yoktu ya da çok azdı eskiden.
    doğayı vahşice katleden aptalların yüzünden gelecek kuşaklar daha kötü bir dünyada yaşayacaklar ne yazık ki....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok hızla değişiyor her şey gerçekten de, hele son yıllarda her şeyin tepe taklak oluş hızını izlemeye bile yetişemiyorum, bakalım senarist ne zaman değişecek, bekliyorum :)

      Sil
  18. Yok yahu, dantelli yakalar statü simgesi değildi, modeli bir yerde görüp beğenen valide sultan örüverirdi bir gecede, bize de takmak düşerdi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kaç yorumda aynı şey söylendi, galiba örme dantel modası büyük şehir anneleri için geçerliydi, bizim kasabada gerçekten de zengin çocukları takıyordu, anılarım böyle, hafızamda böyle kalmış :))

      Sil
  19. işte okur: ben de kırtasiye dükkanlarına ve renkli kalemlere niye düşkünüm diyordum? anladım şimdi:) bir de o günlerde imrendiğim şey çizgi filmlerdeki gibi birbirine bağlı, asılı duran ve eve pek giremeyen sosislerdi. Uzak durmaya o kadar alışmışız ki kızım iki yaşlarındayken amcasının evinde sosisli makarna vardı. "amca koy koy bana sosisinden çok koy" diye atlayınca eşimle bakışıp "artık alabiliriz, paramız var biz neden almıyoruz ki" dediğimizi hatırlıyorum. hoş aldık ama tadı kaçmıştı bir kere

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enteresan bir detaymış:) Kasabalı olunca insanın sosis anısı da olmuyor doğal olarak. Hala bizim oralarda normal evlerde sosis yemezler diye biliyorum. Sanırım Anadolu kasabalarında sucuk ve pastırmanın yerini sosis ve salam hiç almadı, iyi ki de öyle olmuş:)

      Sil
  20. ne güzel bir blog burası iyiki rastlamışım gülümsettiniz beni :) ben en çok kopan önlük kemerimi hatırlıyorum çok koştururduk kemerimizden yakalanırdık :) annem kızardı yine kemeri elinde geliyo diye:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim:)
      Bizim önlüklerde kemer var mıydı hiç hatırlamıyorum:)

      Sil
  21. İki tür beslenme çantası vardı, kapalı minik olanlara birşey sığmazdı, biraz daha büyük olanlar da delikliydi. Sınıfa beslenmede salam sucuk muz falan getirilmezdi, alamayanların canı çeker diye koyulmazdı öyle şeyler çantaya. Küpe de yasaktı. Sadece minik altın halka küpelere izin çıkardı, kulaklar kapanmasın diye. Yakam sert yakaydı, hiç dantelli yakaya özendiğimi hatırlamam gerçi, memnundum ben halimden. Çok severdim okula gitmeyi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim hiç beslenme çantam olmadı. Biz okul kantininden simit alırdık:) Küpeye izin verildiğini de hatırlamıyorum, belki de alerji yüzünden hala küpe takamayışımdandır.

      Sil
  22. Siyah önlüğüm beyaz dantel yakam ve ütülenmiş cepteki mendilim...
    ah o günler...

    YanıtlaSil
  23. Yüzünde gülümsemeyle okudum :) Evet o zamanlarda vardı ekonomik sınıflar; ama şimdiye kıyasla çok daha masumdu :) O kadar acımasız olmuyordu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence de bu kadar acımasız değildi hiç bir şey, sevgiler :)

      Sil
  24. Merhaba...Yazı harika, ellerinize sağlık! Bu yazınızı nedense duygu yüklü bir şekilde okudum...Şuan gözümün önünde kendi ilkokul anılarımı canlandırdım... Bizim zamanımızda mavi önlük vardı; ama benim de "halk tipi" yakam vardı :) ( o tabir pek bir hoşuma gitti açıkçası) O yakamı çok severdim, dümdüz ve özenli gelirdi. Üstünde alı gülü yoktu... 24'lü 36'lı 48'li pastel boyalar vardı resim derslerinde. Pek bir severdim (36'lı benim de vardı ne yalan söyleyeyim :) İlkokul ögretmenimiz hep el yazısı yazdırdı; bizim dönemden sonra el yazısı dersi kalkmıştı zaten... Hep kurşun kalem kullanırdık; ortaokula kadar hiç uçlu kalemim olmamıştır... Anlattığınız şeyler; annemin bana anlattıklarını andırdı... O zamanlarda olmayı öyle isterdim ki... Sınıf arkadaşlarının dışlanmadığı, yerli malı kutlamalarının olduğu, 12'li kurşun kalem ve 12'li kırmızı kalemlerin (yani toptan alma anlamında söyledim) bittikçe yenilendiği, sizin tabirinizdeki çantaların olduğu, öğretmenlerimize saygının sonsuz olduğu... Kesinlikle o dönemlerdeki şeylerin lezzeti hiçbir şekilde yok artık... Belki var; ama çok nadir... Yazı için tekrar teşekkür ederim kendi adıma... Kocaman sevgilerimi sunuyorum. (B)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de katkınız için teşekkür ederim, sevgiler

      Sil
  25. Canım, öyle anlamlı bir konu seçmişsin ki. 'Biz büyüdük, çok değişti dünya' diye bir melodi mi vardı ne? Ben ilkokulda siyah önlük ve beyaz yaka takanlardandım. Ama önlüğümün ütüsünü, yakamın kolasını hep ben yapardım. Üstelik kardeşleriminkileri de de. Zira beş kardeştik ve annemin her işe yetişmesi imkânsızdı.
    Başımdaki beyaz kurdeleden hiç hoşlanmazdım, çok çocukça gelirdi, zira ben çabuk gelişmiştim ve saçlarım çok kıvırcık olduğu için, bonus kafa ve kurdele hiç gitmiyordu. Kalem, kitap defter mevzusunu çok hatırlamasam da, bir tarafı kırmızı, yarısı mavi kalemle ne amaçlanmıştı hatırlamıyorum. Belki ödevlerde numaralamaları değişik renkle yapmak gerekiyordu. Çantam yoktu, üst yorumlarda bir arkadaşımızın anlattığı gibi klasörümsü bir şeyin içinde zorlukla taşırdım.
    Öğretmenler otoriterdi ve ben bazılarından resmen korkardım. Bir gün Fizik öğretmenimizdi sanırım, bizi bütün sınıf olarak el ele tutuşturdu. Akımı öğretmeye çalışıyordu. Korktum çok ve sık sık elimi çekmeye çalıştım arkadaşlarımdan. Küçük akım veriyordu resmen. Bana kızdı, ısrar etti ama her akım verişinde çığlıklarım sınıfı inletti. Bir tokat yedim, haksızlıktı. Çok ağlamıştım, sınıfta hiç mi yoktu benim gibi korkan anlamamıştım.
    Ama 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramında şortlarımızı giyer, hareketlerimizi rahatlıkla yapardık. Sanırım biz o zamanlar medenî bir ülkeymişiz. Şu hâlimize bakıyorum da, şimdiki öğrenciler için resmen yastayım. Allah sonumuzu hayır etsin.
    Geçmişe ve o devre gitmek çok iyi geldi inan. Ne güzel bir yazıydı.
    Not:Bizde de dantel yakalar takan kızlar vardı ama ben süslü diye sevmezdim.
    Kalemine sağlık. Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Evet "Biz büyüdük ve kirlendi dünya" Yeni Türkü'nün eski ama eskimeyen güzel bir şarkısı. Katkınız için teşekkür ederim, sevgiler :)

      Sil